Peygamber Efendimizin Dedesinin Hayatı |

Peygamber Efendimizin dedesi Kureyş kabilesinden Abdülmuttalib’dir. Son derece saygın bir zat olan Abdülmuttalib uzun boyu, büyükçe başı ve heybetli görünüşüne, parlak yüzü, tatlı sözü, utangaçlığı, nezaket ve üstün ahlâkı ile tanınırdı.
Sabırlı, akıllı, anlayışlı, mert ve cömert idi. Yoksul insanların karınlarını doyurmaktan büyük zevk alırdı. Hattâ, bu cömertliğini, bu yardımseverliğini hayvanlardan bile esirgemezdi. 

Peygamberimizi (sav) Himayesinde bulunduran, Yaşı epeyce ilerlemiş bulunan Abdûlmuttâlib, bir gün anîden rahatsızlandı. Rahatsızlığı gittikçe şiddetini artırıyordu.Sonunda Cenab-ı Hak onu yanına aldı.

Mekke Çarşısı, Abdûlmuttâlib’in vefatı dolayısıyla günlerce kapalı tutuldu. Kureyşliler, sevdikleri ve hürmet ettikleri bu zâtın ölümü dolayısıyla günlerce yâs tuttular, cenazesini el üstünde dolaştırdılar. Sonra Hacun Kabristanına, dedesi Kusay’ın yanına gömdüler.

 

HZ MUHAMMED (S.A.V)İN DEDESİ ABDULMUTTALIBIN VEFATI

Yaşı epeyce ilerlemiş bulunan Abdûlmuttâlib, bir gün anîden rahatsızlandı. Rahatsızlığı gittikçe şiddetini artırıyordu.

O, artık bir başka âleme göçün yakında başlayacağını anlamıştı. Yalnız, görmesi gereken bir vazife vardı: Sevgili Peygamberimizi teslim edecek emin bir kişi seçmek…

Bunun için bütün oğullarını çağırttı. Aklına E:bû Leheb geldi. Fakat, o katı kalbli merhametsizin biri idi. “Olmaz.” deyiverdi içinden…

Ya Abbas?.. Hayır, o da olamazdı. Çünkü, çoluk çocuğu çoktu. Ancak onlarla meşgul olabilirdi.

Hamza var. Ona da razı olmadı. Zîra, Hamza genç ve ava meraklı idi. Torunuyla gereği gibi ilgilenemezdi.

Ebû Tâlib!.. İşte, nur torununun hâmîsini bulmuştu. Gerçi, Ebû Tâlib’in serveti azdı, ama merhameti ve şefkati boldu. Muhamnıed’i (s.a.v.), himayeye ancak o lâyık olabilirdi!

Bununla beraber, Abdûlmuttâlib, onun da görüşünü almayı ihmâl etmedi. “Amcalarından hangisinin himayesine girmek istersin?” diye sordu.

Sevgili Peygamberimiz, dedesinin sorusuna haliyle cevap verdi. Yerinden kalkarak amcası Ebû Tâlib’in boynuna sarıldı. O, babasıyla anne baba bir kardeş olan amcasının himayesini kabul ettiğini, böylece ifade etmiş oluyordu.

Abdûlmuttâlib de, tercihinde isabet ettiğine sevindi. Sonra Ebû Tâlib’e dönerek, “Onu sana emanet ediyorum! O, İlâhî bir emanettir. Onu her şeye rağmen, can, baş pahasına da olsa koruyacağına dair bana açıkça söz ver ki, gözlerim arkada kalmadan gönlüm rahat etsin.” dedi.

Efendimizin kendisine karşı teveccühünden oldukça mütehassis olan Ebû Tâlib, gözleri dolu dolu, babasına şu cevabı verdi:

“Sen hiç merak etme babacığım!.. Onu öz çocuklarıma, hattâ kendi canıma bile tercih edeceğime emin olabilirsin! Hayatta bulunduğum müddetçe ona hiç kimsenin zarar vermesine müsaade etmeyeceğime söz veriyorum!”

Bu asil konuşmadan, Abdûlmuttâlib fazlasıyla memnun oldu ve gözleri sevinç gözyaşlarıyla doldu.

…Ve Abdûlmuttâlib tarafından, Nur Muhammed (s.a.v.), amcası Ebû Tâlib’e teslim edildi.

Yakalandığı rahatsızlıktan kurtulamayan Abdûlmuttâlib, torununun neşesine, sevgisine, tebessümüne doyamadan dünyaya gözlerini 80 yaşını aşkın bir ihtiyar olarak kapadı.

Tarih: Milâdî, 578. Fil Yılından sekiz sene sonra.

Mekke Çarşısı, Abdûlmuttâlib’in vefatı dolayısıyla günlerce kapalı tutuldu. Kureyşliler, sevdikleri ve hürmet ettikleri bu zâtın ölümü dolayısıyla günlerce yâs tuttular, cenazesini el üstünde dolaştırdılar. Sonra Hacun Kabristanına, dedesi Kusay’ın yanına gömdüler.

Peygamberimizin Gözyaşları

Sevgili Peygamberimiz, dedesini kaybetmekten derin üzüntü duydu. Çünkü, bu kaybediş, baba ve annesinin de ebedî âleme göçünü hatırlatıyordu.

Dedesinin cenazesi ve defni sırasında Peygamberimiz, gözyaşlarını tutamadı; bazan hıçkırarak, bazan da sessiz sedasız ağladı.

Seneler sonra bir gün kendilerine, dedesinin ölümünü hatırlayıp hatırlamadığı sorulduğunda, “Evet, hatırlıyorum! Ben, o sırada sekiz yaşında bulunuyordum.” cevabını verdi.

Peygamber Efendimizin saadetli ömrünün ik sekiz senelik bölümü, İşte böyle acılarla, üzüntü ve kederlerle dolu geçmişti. Âdeta büyük ruhu ve rikkatli kalbi, tâ o yaşlardan itibaren istikbâlde çekeceği meşakkat ve mihnetlere dayanmak için ızdırap ve sıkıntı teknesinde yoğruluyordu.


(50%) (0%) (14%) (36%)
Etiketler: , , , , , , , , ,
Yazının yorumlarına abone ol

3 YORUM

  1. 20 nisan 576 mı ama bu doğrumu?

  2. çoooooooooooooooooooook güüüüüüüüüüüüüüüüüüüüzzzzzzzzeeeeeeeeelllllllllllllll

  3. ödevime çok yardımcısı oldu

Yorum Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*

Yandex.Metrica
Önceki yazıyı okuyun:
TÜKÜRÜK BEZİ TÜMÖRLERİ

Tükürük bezlerinde tümör oluşu genel bir durum mudur? Evet, genellikle kulak altı tükürük bezlerini ilgilendiren “karışık tümörler”.

Kapat