• Rüya Tabirleri 24.01.2007

    İslam âlimlerinden bazıları rüyanın, rüya melekleri tarafından gösterildiğine inanırlar. Bunun da insana rüyasında refâkat eden rüya meleklerinin, insan ruhuna refâkat ederek değişik yerlere götürülüp gezdirilmesi şeklinde olduğunu söylerler. Bu seyahat sırasında ruhun gördüğü olaylar, akıl veya zihin olarak tabir edilen hafıza tarafından kaydedilir, sonra yeri ve zamanı geldikçe veya uyandıktan sonra bir şekilde hatırlanır.

    Rüya hakkında hemen herkes bir ÅŸeyler söylemiÅŸ ve özellikle İslam alimleri, rüya tabircileri ve filozoflara varıncaya kadar herkes, rüya üzerine deÄŸiÅŸik yorumlar yapmışlardır. Burada Risale-i Nur külliyatından Mektubat isimli eserde geçen ve üstat Bediüzzaman’ın naklettiÄŸi güzel bir rüyayı ve rüyalara ait bazı ilmi gerçekleri ifade eden bir bölümü nakletmek yerinde olacaktır. Şöyle ki:

    “Bir zaman kalp ehli iki çoban varmış. Kendileri aÄŸaç kâsesine süt sağıp yanlarına bıraktılar. Kaval tabir ettikleri düdüklerini, o süt kâsesi üzerine uzatmışlardı. Birisi “Uykum geldi.” deyip yatar. Uykuda bir zaman kalır. Ötekisi yatana dikkat eder, bakar ki; sinek gibi bir ÅŸey, yatanın burnundan çıkıp, süt kâsesine bakıyor ve sonra kaval içine girer, öbür ucundan çıkar gider, bir geven altındaki deliÄŸe girip kaybolur. Bir zaman sonra yine o ÅŸey döner, yine kavaldan geçer, yatanın burnuna girer; o da uyanır.

    Der ki: “Ey arkadaÅŸ! Acayip bir rüya gördüm.” O da der: “Allah hayır etsin, nedir?” Der ki: “Sütten bir deniz gördüm. Üstünde acayip bir köprü uzanmış. O köprünün üstü kapalı, pencereli idi. Ben o köprüden geçtim. Bir meÅŸelik gördüm ki, baÅŸları hep sivri. Onun altında bir maÄŸara gördüm, içine girdim, altın dolu bir hazine gördüm. Acaba tabiri nedir?”

    Uyanık arkadaşı dedi: “Gördüğün süt denizi, ÅŸu aÄŸaç çanaktır. O köprü de, ÅŸu kavalımızdır. O başı sivri meÅŸelik de ÅŸu gevendir. O maÄŸara da, ÅŸu küçük deliktir. İşte kazmayı getir, sana hazineyi de göstereceÄŸim.” Kazmayı getirir. O gevenin altını kazdılar, ikisini de dünyada mesut edecek altınları buldular.

    İşte yatan adamın gördüğü doÄŸrudur, doÄŸru görmüş, fakat rüyada iken ihatasız olduÄŸu için tabirde hakkı olmadığından, âlem-i maddî ile âlem-i manevîyi birbirinden fark etmediÄŸinden, hükmü kısmen yanlıştır ki, “Ben hakikî maddî bir deniz gördüm.” der. Fakat uyanık adam, âlem-i misal ile âlem-i maddîyi fark ettiÄŸi için tabirde hakkı vardır ki, dedi: “Gördüğün doÄŸrudur, fakat hakikî deniz deÄŸil; belki ÅŸu süt kâsemiz senin hayaline deniz gibi olmuÅŸ, kaval da köprü gibi olmuÅŸ ve hakeza…”

    Demek oluyor ki; âlem-i maddî ile âlem-i ruhanîyi birbirinden fark etmek lâzım gelir. Birbirine karıştırılsa, hükümleri yanlış görünür. Meselâ: Senin dar bir odan var; fakat dört duvarını kapayacak dört büyük âyine konulmuÅŸ. Sen içine girdiÄŸin vakit, o dar odayı bir meydan kadar geniÅŸ görürsün. EÄŸer desen “Odamı geniÅŸ bir meydan kadar görüyorum”, doÄŸru dersin. EÄŸer “Odam bir meydan kadar geniÅŸtir” diye hükmetsen, yanlış edersin. Çünkü âlem-i misali, alemi hakikiye ile karıştırırsın.”

    Ekleyen: admin @ 14:12


    (0%) (0%) (0%) (0%)
  • Yorum Gönder

Sponsor:

Üye Paneli:




  • Kayıt Ol